New York Film Akademisi Macerası

Bir bilgisayar mühendisi olarak görsel sanatlara hep ilgi duymuşumdur; özellikle sinemaya. Küçüklüğümden beri babam beni televizyonun karşısından kaldırmaya çalışır, o “aptal kutusu”yla fazla vakit geçirmememi söylerdi. Bir yerde de haklıydı fakat o ekranda gördüklerim, resimlerden oluşan o anlatım biçimi, o büyülü dünya adeta beni içine çekiyordu.

 

Matematik ve fenle boğuşmakla geçen 4 yıllık fen lisesi maceramdan sonra tabi ki üniversitede bi mühendislik bölümü okuyacaktım. ÖSS’de aldığım fena sayılmayacak bir puanla Galatasaray Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde okumaya hak kazandıktan sonra bile aklımdan filmlerin büyülü dünyası çıkmadı. Orta halli bilgisayarımla sürekli elimde bulunan video veya fotoğrafları, pek de profesyonel sayılmayacak çeşitli kurgu programlarının yardımıyla bir araya getirip değişik videolar yapıyordum. Bir gün izlediğim bir filmin sonunda aslında profesyonel olarak kurgu veya görsel efekt yapabileceğimi düşündüm. Sonuçta bütün bunlar bilgisayarlarla yapılıyordu ve ben de –direkt bu programların olmasa da- bunun eğitimini alıyordum. Bunun üzerine çalışmalara başladım ve bir kaç şirkette en azından stajyer olarak başlayabilmek için görüşmeler ayarladım. Uzun uğraşlar sonucu da kendimi Türkiye’nin önde gelen bir post-prodüksiyon firmasında stajyer olarak kabul ettirmeyi başardım.

 

Geceli gündüzlü çalışma halinde geçen 2 aydan sonra bu firma beni Jr. Vfx Artist olarak işe aldı ve orada 8 ay çalıştım. Burada çalıştığım süre boyunca da Türkiye’nin en çok izlenen bir çok dizilerinde ve bir çok reklam filminde görev aldım. Bir süre sonra daha iyi bir maaşla başka bir şirkete transfer oldum. Fakat bu sürede de bir filmin, dizinin veya reklamın nasıl çekildiği konusunda daha fazla bilgi edinmeye başladım. Kendimi daha ileriye götürebilmek içinse aklımda hep bir sinema okuluna gitmek vardı. Özellikle de yabancı öğrencilere sağladıkları avantajları bildiğimden, “New York Film Academy”.

 

Yeni işimde henüz 3 hafta geçmişken; benim bu hayalimden haberdar olan -sık sık bahsederek başının etini yediğimden olabilir- okuldan dostum Emre, junk mail kutusuna düşen bir yarışma ilanından bana bahsetti. Bir kısa film yarışması, ödülü de yönetmenine New York Film Academy’de bir eğitim. Yarışma bir yurtdışı eğitim firması tarafından düzenleniyordu ve konusu ise “Bir dakikada bir gününüzü yansıtın ve içinde yurtdışı eğitim, gelecek ve üniversite kelimeleri geçsin” di. Zor bir durumdu, özellikle de bir dakikaya bir hikaye sığdırmak.. Fakat kaçırılmayacak bir fırsattı. Özellikle de bu yarışma için aklımızda güzel bir senaryo varken. Emre de bu filmin prodüktörlüğünü üstlenebileceğini söyledi. Kazanacağımıza inanmıştık. Sabah ilk iş patronumla konuşmaya gittim. Yarışmadan bahsettim; hayalimin okuluna gidebilmem ve filmi çekebilmem için 1 hafta izin istedim fakat reddedildim. Hayalimin önüne geçmeye çalışan bir şirkette daha fazla çalışmak istemediğime karar vermem çok uzun sürmedi ve istifa ettim.

 

Hemen çekim içim hazırlıklara başladık. Son teslim tarihine gerçekten çok kısa bir süre vardı. Bu filmi çekebilmek için yaşadıklarımız gerçekten ayrı bir film konusu bile olabilirdi ama sonuçta filmi yetiştirmeyi başardık. Sonuçta da yarışmayı kazandık. Ödül töreni benim için tarifi imkansız duygular içeriyordu. Fakat güzel bir süpriz de oldu ve sadece bana değil Emre’ye ve filmde rol alan bir oyuncu arkadaşımıza da yine New York Film Akademisi’nden burs verdiler. Ve de okulun Los Angeles kampüsüne gideceğimizi öğrendik. Yani Hollywood’a gidiyorduk. Hiç bir karşılık beklemeden bana yardım eden bu arkadaşlarım da bir şekilde emeklerinin karşılıklarını, hayatın kendi tarzında gösterdiği bir jestle alıyorlardı. Kesinlikle hayatımızın en mutlu anlarından biriydi.

 

New York Film Akademisi Macerası

 

Tabi ki burs sadece okul masraflarını karşılıyordu fakat Los Angeles’a gitmek için uçak masrafları, konaklama, yiyecek, içecek derken bütün masrafları toplayınca hiç de azımsanmayacak bir meblağı da ödememiz lazımdı. Bu sefer de para ödülü olan başka bir yarışmaya katıldık ve onu da kazandık. Artık önümüzde hiç bir engel yoktu ve hayallerimin okulu New York Film Akademisi beni bekliyordu; hem de film sektörünün kalbi Hollywood’da.

 

Ödül 4 haftalık bir atölye çalışmasıydı “4 weeks filmmaking workshop”. Tabi ister istemez 4 haftada ne öğretebilirler ki diyordum. İlk günün sonunda öğrendim ki bu 4 haftada hiç boş günümüz olmayacaktı. Hafta içi derslerle geçecekti ve her haftasonu da hepimizden birer film istiyorlardı. Üstelik yine hepimizden diğer arkadaşlarımızın filminde görüntü yönetmeni, ışık şefi veya başka bir pozisyonda görev almamızı, birbirimize yardım etmemizi bekliyorlardı. Sonuçta sinema kollektif bir sanat. Hafta içi gördüğümüz Yönetmenlik, Kamera, Senaryo ve Kurgu derslerini ise sektörde hali hazırda çalışan hocalardan alıyor olmak sadece bu dersleri öğrenmekten ziyade, sektörde işlerin nasıl işlediğini öğrenmek için de ayrıca güzel bir fırsattı. Tabi ki Amerika’daki işleyişle Türkiye’dekinin arasında biraz fark olduğunu da söylemeliyim, ama şu an konumuz o değil.

 

Hali hazırda az da olsa bir tecrübe ve bilgi birikimiyle gittiğim bu workshop’da adeta hızlandırılmış 1 senelik eğitim almış gibi, kafamdaki soru işaretlerinin bir çoğunu giderdim ve bu arada bildiklerimi de aslında bir temele dayandırmış oldum. Her açıdan NYFA’nın (Konuşurken de “Nayfa” diye telaffuz ediyorlar, özellikle ilk anlarda anlamakta zorluk çektiğimi itiraf edeyim 🙂 – beklentilerimi karşıladığını söyleyebilirim, hele ki sadece 1 ayda.

 

Bu workshop’un güzel yanlarından biri de, 2 defa -arkadaşlarınıza yardım ettiğiniz durumlarda 8’e kadar çıkabiliyor- Universal Studio’larda hali hazırda kurulu bulunan ve bir çok filmin çekildiği “New York”, “Europe” ve “Western” setlerinde çekim olanağı tanıyorlar. Özellikle “New York” setine girdiğinizde “Back To The Future” izlerine rastlamak çok kolay. Bu filme ait bir çok dekoru da kaldırmamışlar. Sonuçta “Back To The Future” setinde çekim yapmış olmak da rüya içerisinde rüya yaşamak gibi birşeydi benim için.

 

New York Film Akademisi Macerası

 

Okul çok güzeldi, anladık. Fakat özellikle temmuz ayında Los Angeles gördüğüm bir çok şehirle kıyaslanamaz bir biçimde güzel. Havası, plajları inanılmaz. Özellikle 4 Temmuzda Manhattan Beach’de şans eseri bulunduğum sırada gördüğüm palmiyelerle çevrelenmiş, alabildiğine uzanan bembeyaz kumsal; evlerinin kenarında barbekü partilerinde şakalaşıp, gülüşen insanlar, yanımdan vızır vızır geçen Amerikan bayrağı işlemeli bikinili, patenli kızlar… Cennette olduğumu düşünmeye başlamıştım. Adeta 1,5 ay Amerikan Rüyasını yaşıyordum. Tabi sırf bu yüzden, aslında California’nın Amerika’nın geri kalanından ayrı tutulması gerektiğini düşünüyorum.

 

Eğitimin ve tatilimin sonuna geldiğimde geri dönmeyi hiç istemiyordum fakat Fransız’ların da dediği gibi “C’est la vie!” Fakat yine de gerek NYFA’da aldığım eğitim ve inanılmaz tecrübe, aynı zamanda Los Angeles’da yaşadığım güzel tatilin sonucunda, her şeyden dolayı çok mutluydum.

 

Şu an okulda son senem ve mezun olduktan sonra tekrardan NYFA’ya -bu sefer 1 veya 2 yıllık tam kapsamlı bir eğitim için- gitmenin planlarını yapıyorum.

Sohbet başlat
Buradayız!
Powered by

KAPAT

Teklif Al

Ücretsiz yurt dışı eğitim danışmanlığı almak için

formu hemen doldurun!

Teşekkürler!

Danışmanlarımız en kısa sürede belirttiğiniz mail adresine veya telefon numarasına dönüş yapacak.

KAPAT