Yazılar

Sıfır Teknolojili Dil Okulu : ILAC

Oyun Değişti! Bağlantı kurabilmek için fişi çekiniz!

Teknolojinin hayatımızın her alanına nüfuz etmiş olduğu şu yıllarda, bu durumun öğrencileri duygusal olarak öğrenmekten ve gelişmekten mahrum ettiğine kanaat getiren ILAC kurumu, stratejik bir karar alarak sınıflardaki teknolojik uygulamalarına bir son verme kararı aldı! Dünyadaki okullar daha da dijital hale gelirken, sonuçların iyileştirilmesi için sınıflardan elektronik cihazları kaldırarak aksi yönde bir adım atan olan ILAC, 2018’de ayında Vancouver ve Toronto şubelerinde pilot proje olarak oyunu değiştirdi ve Zero-Tech projesini hayata geçirdi.

 

 

 

ILAC Zero-Tech Pilot Projesi, yıl boyunca devam eden Genç Yetişkinler  Programı’nda (YAP) 16-18 yaşları arasındaki öğrencilerle başladı. Çok  sayıda araştırma, bu yaş grubundaki gençlerde teknoloji bağımlılığı ile uyku bozukluğu, kötü akademik performans, kaygı, depresyon, obezite, sosyal izolasyon ve intihar arasındaki bağlantının yüksek olduğunu gösteriyor.

 

 

 

ILAC’ın hedefleri arasında sadece cep telefonları olmadan eğitim sürecine katkıda bulunmak yok; projenin amacı, gerçek anlamda sıfır teknoloji deneyimi yaratmak. Akıllı tahtalar yok, dizüstü bilgisayar yok… Sadece etkileşim ve öğrenme!

Buna dayanarak ILAC Zero-Tech Pilot Projesinin iki ayrı amacı var: Dil öğrenmeyi sağlamak ve insan ilişkilerini geliştirmek. Gerçek insan etkileşimleri yoluyla güven oluşturmak, öğrencilerin kariyerlerinde ve kişisel ilişkilerinde başarılı olmak için ihtiyaç duydukları bir beceridir. ILAC, öğrencilerinin göz teması kurma, arkadaşlar edinme ve öğretmenlerle etkileşim içerisinde olmak gibi sosyalleşme becerilerini arttırmasını istiyor. Amaçları bunu İngilizce dil eğitimi sırasında  ILAC’da yapmak.

ILAC kampüslerindeki sıfır-teknoloji ürünü hareketi, öğrencilerin Kanada’da İngilizce eğitiminden gerçek anlamda faydalanmasına yardımcı olmaya başladı bile!     

Vancouver ve Toronto kampüsleri hakkında detaylı bilgi içi tıklayın.

 

İngiltere’de Dil Okulu Seçmek

İngiltere’de dil okulu seçmek

İngilizce öğrenmek için şüphesiz ki İngiltere bir numaralı adres. Çünkü yıllardır çok sayıda dil okulu binlerce uluslararası öğrenciye eğitim veriyor. Gelen öğrenciler de İngilizceyi merkezinde öğrenme imkânı ile seçtikleri dil okulunda verimli bir eğitim alıyor.

 

İngiltere’deki okullara baktığımızda hemen hemen her bölgesinde birçok okul mevcut; peki bu kadar dil okulu arasından size uygun olanına nasıl karar vermelisiniz?

 

Öncelikle şehir ve bölge seçimi eğitiminizi etkileyecek en önemli unsurlardan biri. Londra gibi merkezi ve büyük bir şehirde mi yoksa daha sakin Brighton gibi bir şehirde mi eğitim almak istediğinize karar verin. Tabii ki bu kararı verirken bütçenizi de göz önünde bulundurmakta fayda var. Şehrin popülerliğine göre ev kiraları, yaşam giderleri de artış göstermektedir. Eğer bütçeniz el veriyorsa Londra’da ki dil okullarından memnun kalacağınıza eminim.

 

Güney İngiltere de dil okulları açısından oldukça zengindir. Hem deniz kenarında tatil yapıp hem eğitim almak isterseniz Brighton, Bournemouth gibi şehirler tam size göre. Londra’ya kıyasla turist sayısı daha az olduğu için yaşam masrafları da aynı oranda azalma göstermektedir.

 

Bunların dışında dünyaca ünlü üniversite şehirlerinde eğitim almak isterseniz Oxford ve Cambridge’de aradığınızı bulabilirsiniz. Öğrenci nüfusunun çokluğu gittiğiniz yere çabuk adapte olmanızı sağlar. Yabancılık çekmeden yeni arkadaşlar edinerek sosyal hayatın da tadını çıkarabilirsiniz.

 

Yaşam masrafları ve şehrin konumu kadar Türk öğrenci nüfusunun yoğunluğunu da önemlidir. Çünkü aldığınız eğitim kadar onu pratik yaparak pekiştirmeniz de oldukça mühim. Çoğu öğrenci bu açıdan Türk öğrenci nüfusunun az olduğu şehirleri tercih ediyor. York, Liverpool, Manchester, Bristol gibi şehirler bu amaç için idealdir. İngilizlerle bol bol pratik yaparak konuşma becerilerinizi geliştirebilirsiniz.

 

Eğer İngiltere’ye hazır gitmişken bir yandan da İngiliz kültürünü tecrübe etmek isterseniz küçük kasabalar da tercih edilebilir. Bu deneyimi Canterbury, Portsmouth, Eastbourne gibi şehirlerde yaşayabilirsiniz.

 

Kısacası tek yapmanız gereken önceliklerinizi belirleyip ona göre bir şehir seçmek. İngiltere genel olarak dil eğitimi konusunda başarısını kanıtladığı için hangi dil okulunu seçerseniz seçin iyi bir eğitim alacağınıza emin olabilirsiniz.

 

Detaylarla boğulmak istemiyorsanız Teori Eğitim danışmanlarından İngiltere dil okulları hakkında bilgi almak da iyi bir seçenek olabilir 🙂

Dil eğitimi sırasında çalışma izni veren ülkeler

Dilimizi geliştirmek istiyorsak bunun en doğru ve hızlı yolunun yurt dışında bir dil okuluna kaydolmak olduğunun hepimiz farkındayız ama yükselen kurlar ve enflasyon oranları da bizim farkımızda mı?! Görünüşe göre değil.. Fakat dezavantajları avantaja dönüştürmek yine de mümkün. Bir yandan dil eğitimi alırken, bir yandan da çalışarak bütçenize katkıda bulunurken dilinizi çok daha hızlı geliştirebilir aynı zamanda yurt dışında çalışma deneyimi yaşayabilirsiniz! Gelin hangi ülkeler hangi şartlarla buna olanak sağlıyor inceleyelim!

İrlanda

İrlanda harika doğası, sıcak insanları ve güvenli şehirleriyle dil öğrenmek isteyenlerin sıklıkla tercih ettiği ülkelerden biri. Üstelik dil eğitimi almak üzere gelenlere haftada 20 saate kadar çalışma izni veriyor ve tatil dönemlerinde tam zamanlı çalışma izni sunuyor. Tek şartları öğrencilerin en az 25 haftalık bir programa kayıt olmaları. Eğer İngilizce öğrenmeye yeni başlıyorsanız tam size göre bir ülke diyebiliriz. Ayrıca Dublin’e giderseniz, ana dilinizde iş bulma imkanınız da mevcut; Dublin, Google, Facebook, Amazon gibi büyük şirketlerin Avrupa başkenti denebilir ve her dilden çalışana da ihtiyaç duydukları biliniyor.

Asgari çalışma ücreti/1 Saat: 9.55 Euro

Aylık: 764 Euro

İrlanda Dil Okulları <– Tıklayınız.

 

 

Avustralya

Hoşgörünün ve ılıman iklimin adresi, kanguruların anavatanı Avustralya da dil eğitimi alırken çalışma izni veren ülkelerden bir diğeri. Koskocaman bir kıta olmasına karşın nüfusunun düşük sayıda seyretmesi de iş arayanlar için bir avantaj. Avustralya’da dil eğitimi alırken çalışmanın şartı ise en az 12 haftalık bir kursa kayıt olmaktır. Avustralya’da da tıpkı İrlanda’da olduğu gibi tatil dönemlerinde tam zamanlı çalışma izni mevcut.

Asgari çalışma ücreti/1 Saat:  $17.70

Aylık: $1.416

Avustralya Dil Okulları <– Tıklayınız.

 

Yeni Zelanda

Doğa severleri mest eden ülke Yeni Zelanda! Yüksek yaşam standartları ve kaliteli eğitim kurumları da Yeni Zelanda’nın tercih edilmesini sağlayan diğer önemli faktörler. Tıpkı Avustralya ve İrlanda’da olduğu gibi Yeni Zelanda’da da dil eğitimi sırasında haftada 20 saat ve tatil zamanlarında ise 40 saate kadar çalışabilirsiniz, bunun için en az 12 haftalık bir dil programına kaydolmanız yeterli.

Asgari çalışma ücreti/1 Saat: $14.25

Aylık: $1140

Yeni Zelanda Dil Okulları <– Tıklayınız.

 

Malta

İngilizce dil eğitiminin ekonomik adresi Malta, ılıman iklimi ile size tatil gibi bir eğitim fırsatı sunar. Diğer ülkelerden farklı olarak Malta’da ancak 3 ay boyunca kursa devam ettikten sonra haftalık 20 saatlik çalışma iznine sahip olabiliyorsunuz ve bu haktan yararlanabilmek için sonrasında da kursa devam etmeniz gerekiyor.

Asgari çalışma ücreti/1 Saat: yaklaşık 5 Euro

Aylık: yaklaşık 150 Euro

Malta Dil Okulları <– Tıklayınız.

Dublin’de En iyi Dil Okulu Seçimi

İrlanda Hükümeti’nin son yıllarda yaptığı araştırmalara göre …

İsviçre’de Dil Eğitimi Almak İçin 10 Neden

Fransızca, Almanca, İtalyanca ve hatta İngilizce dillerinden birini ya da birden fazlasını öğrenmeye karar verdiniz. İşte doğası, çikolataları ve eğitim kalitesiyle dünyadaki öncü ülkelerden İsviçre’ye bu dillerden birini öğrenmeye gitmeniz için 10 neden:

 

İsviçre’nin dil haritası. Ülkenin 4'üncü resmi dili ise Romanşça. Ancak nesli tükenmekte olan dilleri okumaya karar vermediyseniz Romanşça pek ilginizi çekmeyecek demektir (©By Maproom CC BY-SA 3.0)

İsviçre’nin dil haritası. Ülkenin 4’üncü resmi dili ise Romanşça. Ancak nesli tükenmekte olan dilleri okumaya karar vermediyseniz Romanşça pek ilginizi çekmeyecek demektir (©By Maproom CC BY-SA 3.0)

  1. Yukarıdaki haritada da görüldüğü üzere İsviçre kabaca 4 dil bölgesine ayrılmış bir ülke. Her bir bölgenin ana dili farklı. Bu da size özellikle Fransızca, Almanca ve İtalyanca arasında seçme şansı sağlayacak.
  2. Bu üç dile ek olarak İsviçre’de kaliteli eğitim veren pek çok İngilizce kursu da bulunmakta; çünkü ülke üniversitelerindeki yükseköğretim dili çoğunlukla İngilizce.
  3. Çok kültürlü yapısıyla öğrenci dostu bir ülke burası. Bu yapı sizi öğreneceğiniz dilin kültürünü yakından tanımaya itecek ve böylece dili çok daha iyi öğreneceksiniz; çünkü biliyoruz ki bir ülkenin kültürünü yaşamadan, o ülkenin dilini öğrenmiş sayılmazsınız.
  4. İsviçre’de uzun süreli bir dil kursuna yazılmanız halinde, istem dışı olarak bir dil daha öğrenebilirsiniz. Dediğim gibi, burası öylesine çok kültürlü bir ortam ki gofret paketlerinden, trendeki anonslara kadar her şey dört dilli. Bir bakmışsınız Fransızca öğrenirken İtalyancanız, İngilizce öğrenirken Almancanız gelişmiş.
  5. Avrupa’nın merkezinde bulunan bu küçük ülkeden her yere ulaşım oldukça rahat. Özellikle öğrenmek istediğiniz dile göre örneğin Cenevre’de Fransızca öğrenirken trenle 2 saatte Fransa’nın Lyon şehrine, Zürih’te Almanca öğrenirken trenle 4 saatte Almanya’nın Münih şehrine, Lugano’da İtalyanca öğrenirken 1 saatte İtalya’nın Milano şehrine gidebilirsiniz.
  6. Ülkeler ve şehirlerarası yolculuklarınızda konforlu bir şekilde trenlerle seyahat edebileceğiniz gibi şehir içinde de ulaşım harika. Bu düzenli şehirlerde bir yerden bir yere kaybolmadan ve kolayca gitmek mümkün. Ayrıca diğer ülkelere nazaran havaalanları da neredeyse şehir içinde kaldığından buralara da ulaşım oldukça rahat.
  7. 2015 anketlerine göre İsviçre dünyanın en güvenli 5. ülkesi; yine diğer anketlerde Zürih ve Cenevre ise dünyanın en güvenli şehirlerinden sayılıyor.
  8. Kaliteli eğitim anlayışına sahip bir yer İsviçre. Dünyanın pek çok yerinden öğrencilerin de tercih ettiği bir ortama sahip. Böylelikle diğer ülkelerden de insanlar tanıyabilecek, her ülkeden arkadaşlık kurabileceksiniz. Özellikle uluslararası öğrencileri bir araya getiren pek çok kulüp ve servis var.
  9. Küçük ve modern sınıflarda alacağınız dil eğitimi sayesinde birebir öğrenim görmüş olacak, dili en iyi şekilde öğreneceksiniz.
  10. Ve elbette dil eğitiminin yanı sıra gideceğiniz mevsime göre meşhur kayak pistlerini ziyaret etme, kayak yapamıyor bile olsanız Alplerin zirvelerine çıkıp etrafı turlama, güzel doğa yürüyüşleri yapma olanağınız da bulunuyor.

Malta’da İngilizce Eğitim Serüveni

‘En kötü karar bile kararsızlıktan çok daha iyidir.’ diye yola çıkıp soluğu Malta’da almak

Evet, tam da bu söz aklıma geldikten sonra tüm arayışıma başlamış olmam pek manidar. Acaba verdiğim karar doğru mu yanlış mı diye sorgulamama fırsat vermeden tüm işlemlerimi halletmiştim. Aksi takdirde vazgeçme olasılığım oldukça yüksek olacaktı, buna eminim. Bir hafta gibi kısa bir sürede İstanbul’daki yurt dışı eğitim firmalarını gezmemin ardından en son kendimce en güvenilir olan ve sorularıma en mantıklı cevapları veren firma ile anlaşıp kaydımı gerçekleştirdim. Program ücretim ailemi maddi açıdan da çok zorlamayacaktı. Yaşam masraflarımın da çok maliyetli olmayacağını söylediler ve ufak tefek araştırmalarımdan da bunu anlayabildim.

Gözümü kapattım hiç bir soru sormadan Malta‘ya 3 aylığına dil eğitimine gittim. Pek çok yeni öğrenci eminim ilk geldiği günlerde benim gibi belki de büyük hayal kırıklığına uğruyordur. Çünkü Malta’da eğitim sistemi değişik, yemek alışkanlıkları değişik, binalar değişik, trafik akışı değişik, kısacası hayat tamamen değişik. Buna adapte olmanın gerçekten zor olduğunu biliyorum. Ama benim gibi memleketinden ayrılıp başka şehire üniversite okumaya giden herkes bir adaptosyan sürecine maruz kalmıştır. ‘Bu da aynısı Burcu, sen bunu da yaparsın.’ diye kendime gaz veriyordum. Not: İşe yaradı 😉

İlk günlerde beni yemek çok zorladı açıkçası. Zaten çok seçen biri olarak buradaki tatları deneme yanılma yöntemi ile elemek ve bu süreçte biraz aç kalmak moralimi bozmadı değil hani 🙂 Ama elbet yiyecek birşeyler buluyorsunuz merak etmeyin. Benim dil okulum Sliema’daydı ve okulumun yakınında bir dönerci&kebapçı vardı. En kötü dersim bitince oraya gidip karnımı doyuruyor, bazen de paket yaptırıp yurda götürüyordum. Benim kaldığım oda 3 kişilikti ve oda arkadaşlarımın biri Koreli biri de Rusyalı idi. Farklı kültürleri tanımayı seviyorum. İlişkilerimi devam ettireceğim iki yeni arkadaş kazanmış olmam beni mutlu ediyor. Yurtta yemek yapma imkanı mevcut. Tabii yazın sıcağında canınız ne kadar yemek yapmak ister bilemem… Yurdun merkezde olması ve imkanlarının bulunması da sevindiriciydi. Lokasyon ve imkanlar açısından hiç problem yaşamadım.

Neden Malta?

Neden İngiltere, Kanada, Amerika veya İrlanda değil de Malta? Diye soran olmadı değil. Elbette bu ülkelerde verilen eğitimin kalitesini sorgulayacak değilim. Ama sanırım bu birazda tercih meselesi. Ailem İngiltere, Amerika ve Kanada’daki 3 aylık eğitim ve yaşam masraflarımı karşılamada belki biraz problem yaşayabilirdi. İrlanda ile Malta’nın her açıdan benim için giderleri aşağı yukarı aynı olacaktı ama soğuk bir ülkedense sıcak akdeniz iklimine sahip olan bir ülkeyi tercih ederdim 🙂 Schengen vize uygulaması ile Avrupa’daki Avrupa Birliğine üye ülkelere kolayca geçiş imkanı da işin cabasıydı. Ayrıca İngiltere’de 1 ay için bu ücreti vermektense Malta’da üç ay için vermeyi yeğledim. Benim için 3 ay İngilizce ile iç içe olmak daha mantıklı geldi ve hiç pişman olmadım. Tüm faydalarını döndüğüm zaman gördüm. 1 ay gitmiş olsaydım konuşma pratiğim şimdiki kadar gelişmemiş olurdu eminim.

Muhteşem Türkler her yerde!

Elbette Türk’ün olmadığı bir yer bulmak zor 🙂 Özellikle dil eğitimi lokasyonlar söz konusu olunca… Gerçi bizler hiç dil bilmeden ecnebi ülkelere çalışmaya gidenlerin torunlarıyız 🙂 Dil eğitimine gitmek mi bizi zorlayacak?.. İşin şakası bir yana Türk öğrenciler elbette vardı. Benim gittiğim okulda da sanırım bir 10- 15 Türk öğrenci vardık. Ama inanın aynı sınıfa düşmeniz biraz mucize diyebilirim. Seviyenize uygun sınıflardan başlıyorsunuz ve sınıf sayısı oldukça fazla. Dolayısı ile ancak bir Türk ile aynı seviyede çıkmadığınız sürece aynı sınıfta olmanız mümkün değil. Aynı seviyede olsanız bile bence mümkün değil 🙂 Benim sınıfımdaki tek Türk öğrenci bendim. Ders dışında görüştüğüm arkadaşlarımdan da hiç Türk yoktu. Zaten siz amacınızı sürekli hatırlarsanız etrafınızdaki Türklere rağmen hedefinizden şaşmazsınız. Sadece karşılaştığımızda ‘Merhaba, nasılsın? Dersler nasıl gidiyor? Gelişme kaydedebiliyor musun?’ vs demekten öte geçilmedi. Bir Türk öğrenci ile yapışık ikiz gibi gezersen, vah vah… Paralarınızı çöpe atıyorsunuz demektir. Neyse ki benim böyle bir sorunum olmadı. Bu endişelerinizi bir kenara bırakın ve gönül rahatlığı ile Malta’yı İngilizce dil eğitimi için tercih edin derim. Kesinlikle pişman olmayacaksınız…

Çocuğunuzu yaz okuluna göndermeniz için 10 neden

Çocuğunuzun İngilizce öğrenmesini ya da mevcut İngilizcesini geliştirmesini istiyorsunuz önünüzde de 3 aylık koca bir tatil, onları İngilizce yaz okullarına göndermek onlar için yapabileceğiniz en iyi şey.

Ama çocuklarınızı yaz okullarına gönderme nedenleriniz bununla sınırlı değil.

1) Çocuklarınıza farklı bir ülkeyi tanıma fırsatı verin!
Çocuğunuz için İngilizceyi öğrenmenin en iyi yolu kendisini o dilin konuşulduğu atmosferde hissettirmek. Sokaktaki insanlarla konuşmak, yol tarifi sormak, tabelalar, yemek sipariş etmek… Kısacası İngilizce konuşmaktan kaçamayacağı bir atmosfer.

Bununla beraber o ülkenin zenginlikleri, kültürel farklılıkları da çocuğunuzda bir merak oluşturacak. Merak ilgiyi, ilgi de bilgiyi oluşturuyor. Unutmayın ki yabancı dil futbol oynamak gibi bir noktadan sonra sevdiğiniz için mi iyi konuşuyorsunuz yoksa iyi konuştuğunuz için mi seviyorsunuz bilmek zor.

2) Çocuklarınıza öz güven aşılayın!
Yurtdışı yaz okullarının en önemli faydalarından biri de çocuklara ve gençlere öz güven anlamında katkıda bulunmasıdır.  Öğrencilerin özellikle tematik oyunlarla liderlik vasıfları, grup çalışması kabiliyetleri, kendilerini ifade yetenekleri geliştirilir.

Bunu kimi zaman atölye çalışmalarıyla, kimi zaman kampüs içi gruplara ayrılıp oyunlarla konunun uzmanı olan animatörler sağlar.

3) Yaratıcılıklarını destekleyin
Yaz kampları öğrencilerin kendilerini keşfetmelerine olanak sağlar. Dahası aktiviteler ile yeteneklerini ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarır. Günümüzde müzikten heykele, basketboldan tenise bir çok alanda dersler içeren yaz okulları mevcuttur. Öğrencilerin gelişimlerine destek olmak için ilgileriyle, hobileriyle en uyumlu program seçebilirsiniz.

4) Adaptasyon yeteneklerini arttırın, yeni koşullara uyum
Gerek iş dünyası gerekse sosyal hayatta sınırların alt üst olduğu bir zaman yaşıyoruz. Her koşula adapte olabilen, durumunu analiz edip hızlıca uyum sağlayabilen insanlar en başarılı insanlar.
Gençler için de sizin imkanlarınıza, onlar için sunduğunuz muhteşem şartlar dışındaki dünyaya da adapte olabilmelerine, bu yeteneği küçük yaşlarda kazanmalarına olanak sağlayın.

5) İletişim yeteneklerini geliştirin
Başta yabancı dil olan İngilizce olmak üzere çocuklarınızın iletişim becerilerini desteklemek elinizde. Kamptaki yabancı oda arkadaşından aktivitedeki animatörüne,  yemekhanedeki görevliden sokakta yol tarifi sorduğu kişiye kadar herkes çocuğunuzun iletişimine katkı sağlayacak.

6) Muhteşem hatıralar
Çocukluk döneminde yaşanan bu güzel serüven muhteşem hatıralarla çocuklarınızın zihinlerini süsleyecek. Yurtdışı ve gittiği ülke ile ilgili bağlarını diri tutacak.

7) Kalıcı uluslararası dostluklar
Öğrencilerin bir çoğu İngilizce yaz okullarında edindikleri arkadaşlıklarını sosyal medya ve internet aracılığı ile devam ettiriyor. Siz ne derece farkındasınız bilmiyoruz ama çocuğunuz telefonunu ya da ipadini eline alıp kamp arkadaşıyla yazışmaya, görüşmeye devam ettiği sürece İngilizce eğitimi devam ediyor.

Örneğin çocuğunuzun bir sonraki sömestre tatilinde İngiltere yaz okulundan arkadaşını ziyarete İsviçre’ye gitmesi sizin de yüzünüzü güldürecek.

8) Aktif çocuklar, aktif zihinler
İngilizce yaz kamplarını sadece İngilizce dersi verilen programlar olarak düşünürsek biraz haksızlık etmiş oluruz.  Gençler belirli bir yatış kalkış saatine, aktivite takvimine riayet ederek tüm günü (ki İngiltere’de hava ortalama 22:00 de kararıyor) dolu dolu geçirecekler.

Dolu dolu geçirilmiş, ben buna yatağa yorgun giren çocuğun mutluluğu diyorum, her gün onların hem fiziksel hem ruhsal kondisyonunu arttıracak.

9) Yeteneklerini geliştirmelerine destek olun!
Uzmanlara göre en iyi öğrenme metodu nasıl öğrendiğinin farkına varmadan öğrenme. Bu sebepten bütün eğitim dünyası oyun ile öğrenme, Finlandiya modeli gibi başlıkları konuşuyor.

Yaz kamplarının en önemli unsurlarından birisi çocukların oyunlar ve aktiviteler ile öğrenmesi ve pratik yapması. Diğer taraftan belki farkında bile olmadığınız yetenekleri aktiviteler içerisinde keşfedilecek var olanlar ise gelişecek.

Öğrenciler en fazla  topluluk önünde konuşma, tiyatro, resim ve müzik alanındaki yeteneklerini geliştirme fırsatı buluyorlar.

10) Teknolojisiz alan
Aslına bakarsanız tüm dünyanın ortak sıkıntısı bu birbirimize, insanlara vakit ayıramayışımız. Daha doğrusu bunu yüz yüze yapamayışımız. Çocuklarınızın çocukluğunu yaşayabileceği bir kamp ortamı onlara gerçekten iyi gelecek.  Birbirlerini tanımalarına, paylaşarak öğrenmeleri için çok güzel bir fırsat.

Nedenleriniz ister yukarıdakilerden biri olsun  ister başka sebepler, imkanlarınız doğrultusunda çocuklarınızı göndereceğiniz İngilizce yaz okulları onlara hayatları boyunca kalıcı güzellikler sunacak. Umarım çok verimli bir yaz geçirip İngilizce ile beraber kişisel becerilerinde de büyük ilerleme kaydederler.

Konuşmak ya da Konuşamamak İşte Bütün Mesele Bu!

Senin, benim, onun, hepimizin hayali bu ülke sınırlarının dışına çıkmak, farklı bir ülkeyi görmek, yeni insanlar tanımak, bambaşka bir kültürle harmanlanmak, kendi başına yaşamanın heyecanı yaşamak. Kimimiz gezsek de mi bir görsek, kimimiz dil eğitimine mi gitsek kimimiz de artık orada mı yaşasak diyoruz. Hepsi harika ve bir o kadar da içi kıpırdatan hayaller olsa da bir ortak problemleri var ki hiç birimiz tam içinden çıkamıyoruz, ne mi bu? Tabi ki İngilizce.

Yıllardır gördüğümüz, görsek de pratiğe dökemediğimiz bu eşsiz dil, yurt dışına çıkma atraksiyonunda bulunacağımız dakika yakamıza yapışıyor ve daha vize için ‘What is your purpose of visit?’ sorusuyla bizi karşı karşıya bırakıyor. Ama olsun, ölmek var dönmek yok.

Gidiş için hava alanında bir problem yaşamazsınız hâlâ sizin memleketinizin güzelim Türkçe’si konuşuluyordur. Ancak indiğiniz anda artık İngilizcenin bağrına düşmüş bulunuyorsunuz. Ama hiç merak etmeyin, vize kontrol kuyruğunda dahi bir an önce önlere geçeyim hevesi ile İngilizce konuşmalara başlıyorsunuz. Bir bakmışsınız artık ‘bagaj teslim yeri’ sizin için ‘baggage claim’ olmuş.

Sonrasında, varacağınız yere gidene kadar bir ulaşım aracı bulmak, bulduğunuz bu araçta kazıklanıp kazıklanmama ihtimalinizin sizi içten içe yiyor olma faslı geliyor. Her şeye evet diyerek atlama hevesimiz, konuşulanları yakalayamama, yanlış yerlere gitme, fazladan paralar ödeme hepsi başınıza gelesi hepsinin özünde de İngilizce yatıyor.

En önemlisi dil okulu, üniversite, gezi ne için gitmiş olursanız olun girdiğiniz ortamda yaşadıklarınız ya da yaşama ihtimaliniz yüksek olan olaylardır. Tavsiyem ilk gittiğiniz hafta ‘heads up’, ‘sessiz film’ gibi riskli oyunlara atlamamaktır. Anlatılan kelime ‘pony’ iken onu ‘squirrel’ olarak anlama ihtimaliniz çok yüksektir. Bu yüzden ilk haftanızı dinlemek ve konuşmaları takip etmek üzerine geçirebilirsiniz. Ama dil, bildiğiniz üzere konuşa konuşa gelişiyor. Dolayısıyla çok vakit kaybetmeden riskli olsa da konuşmalara karışmak size, ileride gülerek hatırladığınız harika anılar katacaktır. Sonuçta, aynı şekilde o ortamda yaşadığınız sıkıntılardan ötürü insanlar size yardım etmek için elinden geleni yapacaktır, hiçbir şüpheniz olmasın.

Dışarıda geçireceğiniz zamanlar vardır. Restaurantlara gidin, tek başınıza kahve içmenin tadını çıkarın, o güzelim parklarda yürüyüş yapın. En güzeli de bütün bu gittiğiniz yerlerde sizin hiç tanımadığınız belki de sizi hiç bir zaman tanımayacak o insanlarla sohbet etmek olacak. Garsona sorun, yoldan geçen birine sorun, cevabını bildiğiniz soruları bile sorun. Konuşmalar açın, deneyin. ‘Ne yiyebilirim?, Siz ne önerirsiniz?, X yerinden Y yerine nasıl gidebilirim?’. Herkes o kadar sıcakkanlı ki siz denedikçe onlar da sizin için yavaş ve açık konuşacak siz de farkında olmadan öğreniyor olacaksınız aslında. Haftalar geçtikçe gördüğünüz değişim sizi bile şaşırtacak.

Karşılaşmanız çok muhtemel bir iki dalga geçme hali olabilir. Ama sakın bunlara takılmayın sonuçta siz oraya bildiğiniz için değil öğrenmek için gittiniz ve asla vazgeçmeyin yanlış da olsa, zor da olsa konuşun. Oradaki insanlar da her ne kadar şakalar yapsa da İngilizceniz hakkında, sonuçta sizi kırmak için değil yalnızca komik olduğu için bunu yapıyorlar, siz de kendinizle ve gelişiminizle barışın ve bunu güzel ve eğlenceli anılar olarak biriktirin.

Sayılar oldukça problemli olan kısım yabancı bir dilde. Sizin için illa zor olacak diye bir şey yok tabi ama anlamadıysanız tekrar ettirmekten çekinmeyin. Bineceğiniz otobüs 18 iken 80’e binmek zorunda kalmaz, kasiyere $14 olan bir t-shirt için $40 uzatmazsınız. Oradaki insanların anadili bu, siz yanlış da anlasanız yanlış da söyleseniz onlar sizin ne demek istediğinizi bilecek ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yapacaktır, Türkiye’de olsa siz yardımcı olmaz mıydınız?

Sonuç olarak, İngilizce bahane, yurt dışında bulunmak şahane! Her ne türlü zorluklar yaşarsanız yaşayın, elinizde anılarınız ve edindiğiniz yeni bir yabancı dil ile dönüyorsunuz. Bu mutluluğu da daha başka bir yerde bulamadım. Herkese de gidin, görün, eğlenin demeye devam edeceğim. Komik ve tatlı anılarınız olsun!

Bir Malta Macerası

Akdeniz Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret ve Lojistik bölümünü bitirmemin ardından bu alanda çalışmak için akıcı bir İngilizce bilgisine sahip olmam gerektiğini biliyordum. Üniversite hayatım boyunca gerek kendi çabalarımla gerekse de kurslarla destekleyerek İngilizce bilgilerimi iyileştirme yoluna gittim; fakat iş hayatı için bu kadar yetersiz kalacağımı düşünmemiştim. Aranan özelliklerin başında akıcı İngilizce bilgisi geliyordu ve beni endişelen kısmı tam da burasıydı: AKICI!

Kendi çapımda bildiğim ve üniversite eğitimimde gösterilen İngilizcenin yetersiz olduğunu anladığım an acımasız gerçek yüzüme vurmuştu 🙂 Neyse ki dünyanın sonu değildi ve ben hâlâ elimden geldiğince iş hayatımı iyileştirmek adına bir şeyler yapabilirdim. Kısa süreli birkaç iş tecrübemin ardından bu işi kendi çabalarımla artık halledemeyeceğimi anladım. İstanbul’da kursa gitmek için bir yer ayarladım. 2 ay kursa devam etmemin ardından yetersiz kaldığını gördüm. Çünkü ders sonrasındaki hayatımın tamamında Türkçe hâkimdi ve bu şekilde başarılı olamayacağım ortadaydı. Ailemin maddi durumu şahane değil ama yine de yurtdışı eğitimi almam için fedakârlıkta bulunabilirlerdi. İşte Malta ile yolum burada kesişti diyebilirim. Önceden Malta sadece tarih derslerinden bildiğim, şövalyeleri ile ün yapmış bir ülkeyken artık hayatıma yön vermemde yardımcı olacak bir ülke oluvermişti 🙂 Uzun araştırmalarımın ardından hem bütçemizi zorlamayacak hem de benim verim alabileceğim yer olarak Malta’daki dil okulları için yurtdışı eğitim firmaları ile görüştüm. Karar vermem konusunda bana en çok yardımcı olan ve açıkçası en gerçekçi bilgiler veren yerden kaydımı yaptırdım. 6 aylık bir eğitim için ilk adımı atmıştım. Kurs, konaklama, vize gibi birçok konuyu firmam sorunsuz bir şekilde halletti. Ve ben artık Malta yolcusuydum!

Malta Luqa havaalanına inip yurduma yerleşmem çok zor olmadı. Zaten havaalanından ülkenin her yerine otobüs mevcut. St. Julian’s’taki dil okulum için yurdumdan çıkıp kısa bir keşif gezisi yapmaya koyuldum. Beni ilk şaşırtan şey bir sokaktan diğerine geçtiğinizde şehir değiştiriyor olmamız 🙂 Malta beni daha çok şaşırtacaktı, anladım!

Eğitimimin ilk günü biraz çekincelerim vardı. Çünkü geldiğim ilk gün insanların biraz aksanlı konuştuğunu fark ettim. Bu okuldaki öğretmenlerimde de vardır diye endişelenmiştim. Acaba yanlış bir karar mıydı diye bütün gece sorguladım. Ama yanılmışım. Çünkü nasıl ki Türkiye’de yöreden yöreye şiveler değişiyor fakat herkes kimin ne dediğini anlıyorsa burada da öyleydi. Aslında bu çok normal tabii ki… Öğretmenlerin hepsi native speaker. Çok AKICI bir İngilizceye sahipler. Benim de olmak istediğim seviye o idi: AKICI! Ders içerikleri genelde konuşma pratiği üzerineydi. Zaten okulun ilk günü girdiğimiz seviye belirleme sınavına göre kendi seviyemden bir sınıfa yerleştirildiğim için gramer derslerim biraz daha azdı. Beni yoran tek konu derslerin bazen 1.5 saat blok olarak yapılması idi. Dikkatim bir süre sonra dağılıyor. Ama amacımı hatırlayınca dikkat kaybı falan ortadan kalkıyor tabii 🙂 Günler birbirini kovalarken ben kendimi daha da geliştirdiğimi fark ediyordum. Arkadaşlarla Malta turu yaparken, onlarla ders dışı aktivitesi olarak oturup bir kafede bir şeyler içerken, yurtta yemek hazırlarken eksik malzemem olduğunda onlardan isterken, karaoke bara gittiğimizde Türkçe şarkıdan ziyade İngilizce şarkı söylemeye çalışırken, buralarda Türk lokantası var mı diye arayıp tarayıp bulduğumda sahiplerinin Türk ama çalışanlarının genelde Pakistan, Fas veya Cezayirli olduğunu öğrendiğimde İngilizce konuşmak zorunda kalırken anladım ki istemesem de İngilizce konuşmak zorundayım 🙂 Aradığım da buydu! Mecburiyetten de olsa hayatımı İngilizce devam ettirmek zorundaydım. Ve başarıyordum da…

Malta’nın yarısı Türk öğrencilerden oluşur diye gelmeden önce beni hep vazgeçirmeye çalışmışlardı. Ama o algı yanlış. Evet, Türk öğrenciler benim gittiğim okulda da var ama eminim ben İngiltere’ye, Amerika’ya veya İrlanda’ya gitsem de en az buradaki kadar Türk öğrencilerle karşılaşacaktım. Ben zannetmiyorum ki İtalyanlar, İspanyollar veya Ruslar desin ki ‘O okulda çok İspanyol/İtalyan/Rus varmış sen boş ver gitme gel başka yer/ülke ara. Sanırım bir tek biz Türkler hem Türk olmasa diye inat edip gittiğimizde de bir Türk bulsam da vakit geçirsem, memleket hasreti gidermek için gideyim de bir dönerci/kebapçı bulayım iki kelam ederim, der 🙂

Günler su gibi akıp geçti ve benim dönmeme 1 hafta kala artık internet başına oturup iş başvurularında bulunmaya başlamıştım. Artık kendime güvenim daha fazlaydı. En azından iş bilgimi dil bilgim ile de pekiştirdiğime inanıyordum. Gerçekten geldiğim zamanki halimden eser yoktu. Ben açıkçası bu kadar yol kat edebileceğimi düşünmemiştim. Döndüğümde her şey çok daha güzel olacaktı eminim. Dönüş yapan bir iki yere Malta’da dil eğitiminde olduğumu ve döneceğim tarihe göre iş randevusu ayarlıyordum.

Dönüş zamanım gelip çatmıştı. Artık iş hayatı için eskiden daha çok hazırdım. Malta’daki dil eğitimimin bana çok şey kattığı gibi Malta’da bana çok şey katmıştı. Bu güvenle gittiğim iş görüşmelerimin hemen hepsi çok iyi geçmişti. Kiminin şartları bana uymadı kimine ben uymadım 🙂 ama sonunda bir iş için karşılıklı anlaştık. Firmada iş görüşmesi yaptığım kişinin de benden 6 sene önce dil eğitimi için Malta’da olması güzel bir tesadüftü. 6 aylık bir Malta macerasında edindiğim bilgi ve tecrübelerle yeni hayatım beni bekliyor…